BİLDİRİ DETAY

Gamze Fahriye PEHLİVAN
EK YAPININ TARİHİ YAPIDAKİ GÖRSEL ETKİSİNİN EGEMENLİK İLİŞKİSİ AÇISINDAN İRDELENMESİ
 
Giriş: M.Ö. 535 – 475 yıllarında yaşamış Ephesos’lu ilk çağ filozoflarından Herakleitos’un söylediği gibi “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir”. Toplum, gelişim ve değişimin bu sürekliliğine uyum sağlama çabasındadır. Bu çabadan, toplumsal kimliği oluşturan önemli unsurlardan biri olan tarihi yapılar da etkilenmektedir. Yeni yapılaşmanın içinde kalan tarihi yapılar, kendini eski-yeni çatışmasının içinde bulmaktadır. Özellikle kent merkezlerindeki rant bölgelerinde yer alan tarihi yapılar, bu durumdan olumsuz etkilenebilmektedir. Kültürel, sanatsal ve tarihi değerler taşıyan bu yapılar, değişimin hızına ayak uyduramadığında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu duruma engel olabilmek ve kültürel mirasın sürdürülebilir korunmasını sağlamak amacıyla yapıların “yaşatılması” gerekmektedir. Yapıların yaşatılması, mevcut işlevin güncellenmesi ya da eski işlevini sürdüremeyen yapıların yeniden işlevlendirilmesi yoluyla yapılmaktadır. Her iki durumda da bazı mekânsal ihtiyaçlar ortaya çıkabilmektedir. Bu ihtiyaçlar, genellikle mevcut mekânın aynen kullanılması, büyük bir mekânın bölünmesi ya da sonradan yapılan niteliksiz bir bölücü duvarın kaldırılması yoluyla karşılanabilir. Bunların yeterli olmadığı durumlarda, tarihi yapıya yeni bir ek ihtiyacı doğmaktadır. Yeni ekin; açık, yarı açık ya da kapalı mekân oluşturması, boyutu ve diğer mekânlarla olan ilişkisi yapının işlevine bağlı olarak değişmektedir. Bunun dışında yeni ekin konumu; arsanın durumuna, imar koşullarına, yapının taşıyıcılık durumuna ve tasarımcının oluşturmak istediği etkiye bağlıdır. Tasarımcının meydana getirdiği ekin, yapı ve insanlar üzerindeki etkisini, oran-orantı, renk, doku, biçim, malzeme ve strüktür kriterleri belirlemektedir. Bu kriterler ile tasarlanarak ortaya çıkan ürün, üç farklı sonuç oluşturabilir. Buna göre, ortaya çıkan ürün, tarihi yapıya egemen olabilir, egemenlik ilişkisi kurmayabilir ya da tarihi yapı, ek yapıya egemen olabilir. Bu çalışmada, ek yapı uygulanmış tarihi yapı örnekleri incelenmiştir. Bu örneklerdeki eklerin, tarihi yapılar üzerindeki görsel etkisi, egemenlik ilişkisi açısından yukarıda değinilen kriterler ölçeğinde değerlendirilmiştir. Amaç: Tarihi yapılara uygulanan eklerin, yapı üzerindeki egemenlik etkisini araştırmaktır. Böylelikle tasarımcının, henüz tasarım aşamasındayken ek yapının, tarihi yapı üzerinde oluşturacağı etkiyi tartması için yol gösterici olmak hedeflenmektedir. Kapsam: Araştırmada örnek olarak seçilen tarihi yapılara uygulanmış yapı ekleri, egemenlik etkisi bakımından oluşturulan kriterler ölçeğinde irdelenmektedir. Yeni eklerin, koruma ilkeleri açısından tarihi yapıya etkisi çalışma konusunun dışında tutulmuştur. Sınırlılıklar: Seçilen örneklerdeki eklerin, tarihi yapı üzerindeki görsel etkisi, sadece egemenlik ilişkisi ölçeğinde ele alınmıştır. Yöntem: Çalışmada materyal olarak, yurt dışından ve yurt içinden seçilen tarihi yapıların yerinde incelenerek oluşturulan fotoğraf arşivinden ve çeşitli kaynaklardan elde edilen fotoğraflarından yararlanılmıştır. Ek yapı ile tarihi yapı arasındaki egemenlik ilişkisi; konum, oran-orantı, renk, doku ve biçim açısından ele alınmış olup bu kriterlere göre çeşitli derecelerde (0, 1, 2, 3 olmak üzere) puan verilmiştir. Konum, oran-orantı ve biçim, egemenlik etkisini diğer kriterlerden daha fazla arttırdığından verilen değer ikiyle çarpılarak hesaplanmıştır. Elde edilen değerler tablo haline getirilmiştir. Bu tabloya göre, 0-1 puan arası egemenlik etkisinin olmadığı, 2-5 puan arası az egemen, 6-9 puan arası egemen, 10 ve yukarısı puan çok egemen olarak kabul edilmiştir. Buna göre, incelenen örnekler, egemenlik etkisi bakımından karşılaştırılmıştır. Bulgular: İncelenen örneklerden 4 tanesinde tarihi yapı ve ek yapı eşit derecede egemen, 3 tanesinde ek yapı az egemen, 2 tanesinde ek yapı egemen, 2 tanesinde ek yapı çok egemen, 1 tanesinde tarihi yapının ek yapıya egemen olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca tasarımın temel yaklaşımının (uyum, zıtlık vb.), yapıların egemenlik derecelerinden bağımsız olduğu görülmektedir. Sonuç: Tarihi yapıları korumanın toplumsal bir görev olduğu bilinciyle bu yapıların gelecek nesillere ulaşabilmesinin yöntemleri araştırılmıştır. Bu yöntemlerden biri yapıların kullanılarak yaşatılmasıdır. Tarihi yapının mekânları, kullanıma uygun olmadığında, yeni eklerin yapılması kaçılmaz olmaktadır. Bu eklerin, tarihi yapıya müdahale olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Ekler, yapının tarihi, kültürel, sanatsal ve etnografik değerlerine zarar vermeden, yapının özgünlük değerine saygı göstererek düzenlenmelidir. Bunların yanı sıra eklerin, yapı üzerindeki görsel etkiyi değiştirdiği göz önünde bulundurulmalıdır. Ek yapının egemen olması durumunda, tarihi yapı arka planda kalarak yeni yapı kendini göstermektedir. Tarihi yapının egemen olması durumu ise kullanıcıların ve ziyaretçilerin zihninde tarihi yapının yer etmesine olanak sağlamaktadır. Bu bilgiler ışığında tasarımcı, tasarım aşamasında, ek yapı ve tarihi yapı arasındaki egemenlik ilişkisini ve derecesini tespit ederek tasarımını yönlendirebilir.

Anahtar Kelimeler: Tarihi Yapı, Yeni Ek, Egemenlik Etkisi



 


Keywords: